TAŞKÖPRÜZÂDE İSAMÜDDİN AHMED EFENDİ’NİN GÖZÜYLE EBÛ HANÎFE NU`MAN B. SÂBİT / Yrd. Doç. Dr. Ali Duman

Ana Sayfa » HABER ARŞİVİ » TAŞKÖPRÜZÂDE İSAMÜDDİN AHMED EFENDİ’NİN GÖZÜYLE EBÛ HANÎFE NU`MAN B. SÂBİT / Yrd. Doç. Dr. Ali Duman

 

Ali Duman

TAŞKÖPRÜZÂDE İSAMÜDDİN AHMED EFENDİ’NİN GÖZÜYLE
EBÛ HANÎFE NU`MAN B. SÂBİT

Ali Duman - Yazı

(Not: 28-30 Nisan tarihleri arasında Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi’nde düzenlenen “Bütün Yönleriyle İmam-ı Azam ve Hanefilik” Sempozyumunda sunduğum tebliğdir)

Taşköprüzade İsamüddin Ahmed Efendi (968 / 1561), Taşköprüzade lakabıyla şöhret bulmuş alimlerin en meşhurudur. Osmanlı devri alimlerinin, ansiklopedik ve bibliyografik bilgi derleme üstadlarının en başında gelen Taşköprüzade İsamüddin Ahmed Efendi, daha çok, eş-Şekaiku’n-Nu’maniyye ve Miftahu’s-Sa’ade adlı eserleriyle biliniyor olsa da, bir çok eseri ve otuzdan fazla risalesiyle çağının en büyük alimlerinden biri olarak kabul edilebilir.

Taşköprüzade İsamüddin Ahmed Efendi’nin Miftahu’s-Sa’ade’si, arapça yazılmış bir eser olup, oğlu Taşköprüzade Kemaleddin Mehmed Efendi (1030 / 1621) onu Mevzuâtu’l-Ulum adıyla Türkçe’ye tercüme etmiştir.

Bir tür bilimler ansiklopedisi olan bu eser, yazar ve mütercimin yaşadıkları döneme kadar İslâm dünyasında ortaya çıkmış ilimler, bu ilimlerle ilgili temel ve alt ilim dalları, bu ilimlerde öne çıkan ilim adamları, bu ilimlerin önde gelen şahsiyetleri ve eserleri hakkında bilgi veren çok önemli bir bilgi koleksiyonu olarak kabul edilebilir. Eserde fıkha ve fukahaya da yer vermiş onların hayatları ve eserleri hakkında faydalı bilgiler sunulmuştur.

Taşköprüzade, İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin hayatı hakkında da bilgi vermiştir. Biz bu çalışmamızda, Miftahu’s-Sa’ade’nin Mehmed Efendi tarafından yapılmış Mevzuatu’l-Ulum adlı çevirisi merkezinde, Taşköprüzade’nin Ebu Hanife ile ilgili verdiği bilgileri ortaya koymaya ve bunların tarihsel bakımdan durumlarını netleştirmeye çalışacak; Taşköprüzade’nin Ebu Hanife ile ilgili olarak verdiği bilgilerden hareketle sahip olduğu Ebu Hanife anlayış ve algısını belirlemeye gayret edeceğiz.

1. Mevzuatü’l-Ulum’da Ebu Hanife’nin Hayatı

Taşköprüzade, kitabının fıkıh ilmini tanıttığı kısmında fıkhın tanımını verdikten sonra fıkhın gayesinin Kitap, Sünnet gibi delillerden zannı taleb olduğunu, bu sebeple de fıkıh mezheplerinin çıktığını bunların dört tanesinin şöhret bulduğunu belirtir. Ardından mezheblerin kurucu imamları içerisinde Ebu Hanife’nin diğerlerinden önde gelmesinden dolayı onun hayatını on başlıkta inceleyeceğini söyler. Bu noktada kendisinden önce Ebu Hanife’nin hayatı ve menakıbıyla ilgili yüzlerce ciltlik eserler olduğuna işaret eden Taşköprüzade, Ebu Hanife’nin hayatı ve menakıbıyla ilgili bu kadar eser olmasına rağmen, onun menakıbının ancak onda birinin aktarılabildiğini, kendisinin de bu gayrete katkı yapmak istediğini belirtir.

Tebliğimizde Taşköprüzade’nin Ebu Hanife’yi anlattığı bu on başlığı ve özetini vermeksizin, ki bunları bildiri kitabında yayınlanacak olan bildiri metninde inceledik, sadece bu on başlıktan ortaya çıkan Taşköprüzade’nin Ebu Hanife Algısını vereceğiz.

2. Taşköprüzade’nin Ebu Hanife Algısı

Yukarıdaki bölümde özetlemeye çalıştığımız Taşköprüzade’nin Mevzuatu’l-Ulum adlı eserinde Ebu Hanife’nin hayatına tahsis ettiği kısımda, menkıbevi, efsanevi bir Ebu Hanife anlayışı görüldüğünü söylemek yanlış olmayacaktır.

Taşköprüzade, Ebu Hanife’nin hayatını aktarırken, çocukluğundan itibaren fevkaladeliklerle yüklü bir portre ortaya koymakta. Ebu Hanife’nin diğer imamlardan üstünlüğünü göstermek adına kimi zaman aşırı yorum ve değerlendirmeler yapmaktadır. Ebu Hanife’nin diğer imamlardan üstün olduğunu ortaya koyabilmek için sıhhat dereceleri son derecede tartışmalı bir takım haberleri hadis olarak nakletmesi ve bunları esas alması gözden kaçmaması gereken bir husustur. Bu haberlerin bir kısmında doğrudan Resulullah’ın ağzından, Ebu Hanife’nin bazen adı bazen künyesi zikredilerek bilgiler verilmektedir.

Taşköprüzade’nin Ebu Hanife ile ilgili olarak naklettiği hadisler şunlardır: “Ebû  Hureyre’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: Resulullah (SAS) buyurmuştur ki: “Çok yakında benim ümmetimde bir adam ortaya çıkacak, ona Ebû  Hanîfe derler, o benim ümmetimin ışığı (serrâc)dır”. Ve bu rivayete “ismi Nu`man’dır” şeklinde bir ekleme yapılmaktadır. Bir başka rivayette de “yakında bir kimse gelecek ki ona Nu`man b. Sabit derler ve künyesi Ebû  Hanîfe olur. Hak Te`âlâ’nın dinini ve benim sünnetimi ihyâ eder” şeklinde geçmektedir. Ebî Lu`ayhadan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Resulullah (S.A.S.) demişdir ki “benim ümmetimden her asırda önder vardır ve Ebû Hanife zamanının önderidir” (Taşköprüzade, Mevzuatü’l-Ulum, I.644).

Hadis kriterleri açısından ele alındığında mevzu / uydurma haberler kategorisinde değerlendirilmesi gereken bu tür haberlere dayanarak hüküm istinbatına kalkışmak ya da fikir beyan etmeye çalışmak dini, hukuki ve fıkhî bakımdan benimsenmeyen, aksine eleştirilen bir durumdur.

Hadisçiler mevzu haberleri sahih olanlardan ayırt edebilmek için çeşitli kriterler geliştirmişlerdir. Bunların başında mevzu haberi uyduranların itirafı gelir. Bunun ardından hadis rivayet eden kişinin sahip olduğu raviye yakışmayan nitelikler ile hadiste yer alan bazı karineler, nakledilen mevzu haberin sahih olmadığını gösterir. Hadiste yer alan karinelerden biri de hadisteki bazı unsurların tarihi vakalara aykırı olmasıdır. Bu cümleden olarak Hz. Peygamberin kendisinden sonra yaşayacak bir kimsenin adı ya da künyesini belirterek söz söylemesi de haberin mevzu olmasının alametleri arasında sayılır. (Geniş bilgi için bkz. Koçyiğit, 143; M. Yaşar Kandemir, Mevzu Hadisler Menşei Tanınma Yolları Tenkidi, Marmara Üniversitesi İlahiyat Vakfı Yayınları, İstanbul, 4. Baskı, 1970, 176-184)

Taşköprüzade’nin kanaatimizce aşırılık gösterdiği noktalardan biri de Ebu Hanife’nin Tabiînden olduğunu ispatlamak hususundaki tutumudur. Nitekim Taşköprüzade, Ebu Hanife’nin tabiînden olduğunu ispatlamak hususunda hadis rivayeti için gerekli görülen tahammül yaşıyla ilgili çeşitli şartlar karşısında 4-5 yaşlarında çocukların Kur’an’ı hıfz edebileceklerini delil getirerek, İmamın da karşılaştığı sahabilerden hadis tahammül etmesinin normal görülmesi gerektiğini ispatlamaya gayret eder. Halbuki Ebu Hanife’nin hayatını konu edinen çalışmaların bazıları, onun yirmili yaşlarına gelinceye kadar ilme ve bilhassa hadise iltifat etmediği bilgisini vermektedir (Msl bkz. Kadı Ebu Abdullah Hüseyn b. Ali es-Saymeri, Ahbaru Ebi Hanife ve Ashabuhu, Alemü’l-Kütüb, Beyrut, 1985, 19 vd.; Şihabüddin Ahmed b. Muhammed b. Ali b. Hacer el-Heytemi eş-Şafiî, el-Hayratu’l-Hisan fi Menakibi’l-İmami’l-A’zam Ebi Hanife en-Nu’man, Daru’l-Huda, Dımaşk, 2008, 63-68). Bu durumda küçük yaşlarda bir sahabi ile görüşüp ondan hadis almak için uğraşması çok mantıki gözükmemektedir.

İmamın nesebi hususunda Taşköprüzade’nin aşırı bir tarafgirlik göstermediğini belirtmemiz yerinde olacaktır. Sadece imamın dedeleri içinde kölelikle bilinen kimse olmadığı hususunda Ebu Hanife’nin oğlu Hammad’dan yaptığı nakil problemli gözükmektedir. Hammad’dan gelen rivayet şöyledir: “Dedem Sabit b. Numan b. Merzeban Fars oğullarının hürlerindendir, bizim soyumuza kölelik bulaşmamıştır”.

Kaynakların çoğuna göre Ebu Hanife’nin babası Sabit ya da dedesi Zuta azadlı bir köledir. Ebu Hanife’nin nesebi hususunda kaynaklar çeşitli görüşler ileri sürmektedir. İbn Hacer el-Heytemi Hayratu’l-Hisan’ında Ebu Hanife’nin nesebi hususunda ihtilaf edildiğini belirttikten sonra, çoğunluğun Acem’den olduğu kanaatinde olduğunu belirtir. Adını Numan b. Sabit b. Zuta olarak verdikten sonra, Zuta’nın Hind bölgesinden biri olduğunu, Benu Teymullah b. Sa’lebe’ye köle olduğunu, sonra Müslüman olduğunu ve azad edildiğini ardından da Sabit’in doğduğunu nakleder.

Taşköprüzade’nin, Ebu Hanife’nin oğlu Hammad’dan naklen bildirdiği, ailelerinde kölelik bulunmadığına dair bilginin kaynağı bilinmediğinden ihtiyatlı olarak değerlendirmesi yerinde olacaktır.

Bunun dışında Taşköprüzade Ebu Hanife’nin Farisi yani İranlı olduğu rivayetlerini naklederek, konuyla ilgili herhangi bir tartışmaya girmemektedir. Bu da onun bu konuda kesin kararlı olduğuna delalet ettiği söylenebilir. Ayrıca Ebu Hanife’nin annesinin Cafer-i Sadıkla evlenmesinden dolayı Ebu Hanife’nin üvey babası olduğunu da Taşköprüzade’den öğrenmekteyiz.

Diğer mezhep imamlarının Ebu Hanife’ye olan övücü sözlerini nakleden Taşköprüzade, Ebu Hanife’nin imanda istisnayı onaylamadığını, günah işleyen kimsenin tekfir edilemeyeceği fikrinde olduğunu, Allah’ın sıfatları hakkında konuşmayı doğru görmediğini naklederek Ebu Hanife’nin ehl-i sünnete mensup bulunduğunu dile getirir.

Ebu Hanife hususunda Taşköprüzade’nin aşırıya kaçtığını düşündüren yerlerden bir diğeri de Hızır ile olan diyalogları ve Şeytan ile olan tartışmaları konusundadır. Bilhassa şeytanın hamamda Ebu Hanife’ye bazı kelamlar etmesi üzerine Ebu Hanife’nin ona şeytan olduğunu bildirmesi, şeytanın da Ebu Hanife’nin kalp gözünün açık olduğunu o anda öğrenerek Ebu Hanife’den uzak durmaya çalışması hikayesi bir kurgu gibi durmaktadır. Hızır ile olan münasebete gelince, bunun da sıradan bir sohbetin aşırı değerlendirmelere konu edildiği izlenimi yarattığı söylenebilir. Zira bu diyalogda bir şahıs Ebu Hanife’ye bir takım imalı sözler etmekte Ebu Hanife de aynı şekilde mukabele de bulunmaktadır. Bu tür imalı sözler eden kişinin Ebu Hanife’yi yakından tanıyan kendisiyle muhabbeti olan bir arkadaşı olması ihtimali de söz konusu edilebilmesine karşın, Taşköprüzade bu şahsı Hızır olarak nitelemeyi tercih etmektedir.

Ebu Hanife’nin güzel ahlakını ve mutasavvıf yönünü anlattığı kısmında çeşitli aşırılıkları barındırdığı söylenebilir. Gerçi her fetva vermesinden sonra nafile namaz kılması aşırılık olarak değerlendirilmemesi gereken bir tutumsa da; kendisine sorulan fıkhi olsun olmasın her soru karşısında namaza durarak namazda cevabın kendisine keşf ettirilmesi meselesi aşırılık gibi gözükmektedir. Bundan başka bazı kimselerin Ebu Hanife ile ilgili gördükleri rüyaların Ebu Hanife’nin zühd ve takvasına yorumlanması, ilmi bakımdan üzerinde yorum yapma imkanı tanımayan bir husus olarak değerlendirilebilir. Zira, hem ilmi hem dini bakımdan rüya ile amel etmek uygun görülmemiştir.

Talebeleriyle ilgili tespitleri de, söz gelimi Davud et-Tai’ye “sen ibadet ve taata düşkün olursun”; Ebu Yusuf’a “sen dünya malına düşkün olursun” gibi sözlerinin tahakkuk etmesini, Ebu Hanife’nin mutasavvıfane yönüne ve keşfinin açıklığına haml eden Taşköprüzade, komşu hakkına düşkünlüğü konusunda sarhoş komşusunu hapiste ziyaret etmesi örneğini nakleder.

Ayrıca kırk yıl boyunca yatsı abdestiyle sabah namazı kıldığı, ayda altmış hatim indirdiği (ki günde iki hatim demektir), ramazanda altmış iki hatim indirdiği, vefat ettiğinde yedi bin hatim etmiş olduğu, elli beş kere hacca gittiği, ailesi için ne kadar harcamada bulunursa o kadar miktarı da sadaka olarak dağıttığı, ramazan geceleri annesini sırtında uzak bir mescide taşıdığı, yatarken ayağını üstadı Hammad tarafına gelecek biçimde uzatmadığı gibi bilgilerin bir kısmının Ebu Hanife’nin değerini artırmak üzere düzenlenmiş bilgiler olması muhtemel gözükmektedir.

Ebu Hanife’nin kadılık tekliflerini kabul etmemesini aktaran Taşköprüzade, Ebu Hanife’nin hapiste ölmesini suikast olarak değerlendirmekte, hapisteyken kendisine reva görülen işkenceden mi yoksa zehirlenerek mi öldürüldüğü hususunda ise bir tercihte bulunmamaktadır.

Sonuç Olarak

Taşköprüzade İsamüddin Ahmed Efendi’nin Miftahu’s-Saade adlı eserini tercüme eden oğlu Taşköprüzade Mehmed Efendi’nin Mevzuatu’l-Ulum’u esas alınarak yapılan bu çalışmada, ilgili kaynakta aktarılan Ebu Hanife’ye dair malumat konu edilmiş ve her iki Taşköprüzade’nin, yaşadıkları dönem (XVI ve XVII. yüzyıllar) çerçevesinde sahip oldukları Ebu Hanife algısı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Taşköprüzade, eserinde bir çok Ebu Hanife biyografisi bulunmasına karşın, bu alanda daima araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirtmiş ve kendisinin de Ebu Hanife ile ilgili katkılarının bulunacağına işaret etmiştir. Nitekim bugün de bizler hala Ebu Hanife üzerine araştırmalara devam etmekte olduğumuza göre, Taşköprüzade bu hususta haklıdır denilebilir.

Taşköprüzade, Ebu Hanife’nin hayatını on başlık altında incelemiş ve genel bir çerçevede Ebu Hanife’yi tanıtmaya çalışmıştır. Ancak bunu yaparken kimi zaman aşırı denilebilecek bilgi ve değerlendirmelerde de bulunmuştur.

Onun bu şekilde aşırı kabul edilebilecek verileri aktarması ve değerlendirmelerde bulunmasının geri planında hiç şüphesiz Ebu Hanife taraftarlarının Ebu Hanife’nin kişiliğini menkıbevileştirmesinin rolü vardır. Nitekim Peygamberimizin ağzından Ebu Hanife künyesi ve hatta Numan adı zikredilerek hadisler vaz edilmesi, bu türden bir menkıbevileştirmenin sonucudur. Aynı şekilde her gün biri gündüz biri gece olmak üzere iki hatim indirmesi, yatsı abdestiyle sabah namazını kılması, 55 hac etmesi gibi nakiller, insan takatinin üzerinde olan türden eylemlere işaret etmektedir. Bunun yanında, Hızır ve şeytanla diyaloğa girmesi, öğrencilerinin geleceğiyle ilgili haberler vermesi, Ebu Hanife’yi bir tür mürşit olarak gösterme eğiliminin neticesi olarak değerlendirilmelidir. Nitekim Ebu Hanife ve menkıbelerine dair yazılmış bir çok eser, Ebu Hanife’yi yüceltme düşüncelerinin yanında, İslam dünyasının sahip olduğu, sevilen şahsiyetlerin abartılı biçimde yüceltilmesi anlayışının da bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Yrd. Doç. Dr. Ali Duman / Kastamonu Portal

7 Mayıs 2015

Yazarın Diğer Yazılarını Görüntüle

BENZER İÇERİKLER

Vali Yıldırım’dan Engelli ve Bakıma Muhtaç Ailelere Akşam Ziyaretleri

Vali Yıldırım’dan Engelli ve Bakıma Muhtaç Ailelere Akşam ZiyaretleriKastamonu Valisi Mesut Yıldırım, sosyal yardımlardan ve evde bakım hizmetlerinden...

Kayabaşı Kanyonu

Kayabaşı Kanyonu Fotoğrafı Büyütmek için Tılkayın ...

ÇINARALTI / BOZKURT

ÇINARALTI / BOZKURT   ÇINARALTI / BOZKURT KASTAMONU ...

Yorumlar